Soma’dan Ardahan’a Türk Usulü “Enerjokrasi”ye Doğru

* Bu yazı ilk olarak 26.10.2014 tarihli Evrensel Pazar‘da yayınlamıştır.

“Bir toplumun tam olarak nasıl yönetildiğini merak ediyorsanız ilk önce onun enerji politikalarına bakın!” Defalarca kontrol  ettim, ne Winston Churchill, ne Mustafa Kemal Atatürk, ne Henry Kissinger, ne de Leon Trotsky… Olağan şüphelilerden hiçbiri bu veciz sözü etmemiş. Oysaki, ben sanki bu lafı daha önce defalarca duymuş gibiyim. Ya da bu ülke termiği ile, nükleeri ile, HES’i ile öylesine fütursuz, öylesine saldırgan bir enerjiye-hücüm furyası yaşıyor ki, bu çılgınlığı anlamlandırmak için çareyi aklıselimi gösteren vecizelerde arıyorum.

WWF_Infographic_Virunga_Oil_Curse2Tam olarak böyle bir vecize yok belki ama petrol laneti veya bol kaynak paradoksu şeklinde özetlenen bir kavram var. Buna göre enerji ve kaynak zengini toplumlar uzun vadede dengesiz kalkınma sonuçları ve sağlıksız bir demokrasi eğilimi içine giriyorlar. Ortadoğu ve Latin Amerika örneklerinden –kabul edelim biraz da Avrupa-merkezci bir damardan– beslenen bu teze göre doğal kaynak (ve özellikle enerji) zenginliğinin demokrasi ve refah yerine züppe bir otoriteryanizm ile sonuçlanabilme eğilimi var. İstanbul Boğaz’ı altında toryum ve bilumum radyoaktif madde arayanlara geçmiş, “daha ne kadar otoriteryanlaşabiliriz ki?” diye düşünenlere hayırlı olsun!

karbon-demokrasi-web-1397830026Neyse ki, bu fazlasıyla determinist tez ortaya çıktığı 1980’li yıllardan bu güne iktisatçılar tarafından rafine edildi ve politik ekolojistler tarafından acımasızca eleştirildi. Bu bağlamda ortaya çıkan en iyi eleştirel çalışmalardan biri olan ve enerji, demokrasi ve siyaset arasındaki ilişkiyi sadece tarihsel ve küresel bağlamıyla değil gündelik ve sınıfsal boyutları ile inceleyen Timothy Mitchell imzalı Karbon Demokrasi: Petrol Çağında Siyasal İktidar adlı çalışma Türkçe haliyle, Açılım Kitap etiketiyle, raflarda yerini aldı. Mitchell enerji üretim modellerini yönetim şekillerine indirgemeyi reddediyor. Ancak değişen enerji tercihleri üzerinden son yüz elli yılın demokrasi serüvenini okuma; kömür yatakları ve petrol rafinerileri vesilesiyle açılan ve kapanan siyasi imkanlara ışık tutma iddiasında olan kitap yeni ve indirgemeci olmayan bir maddeci analizin kapısını aralıyor.

Peki enerji fakiri olduğumuz her fırsatta yüzümüze haykırılırken tüm bunlardan bize ne? Hızla yepyeni bir istibdat eşiğine ilerleyen rejimin tüm ceremesini ihtiyacımızın ancak %30’unu karşılayabilen enerji kaynaklarına bağlama ve kıt enerjimiz ile kıt demokrasimiz arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurma amacında değilim elbet. Öte yandan enerji üretiminin özelleştirilmesi, tekstilcisinden inşaatçısına, simitçi, kahveci, gazozcu tüm sermayedarların enerji pastasından pay almak için çılgınca kömür ve dere yatağı kapışına girmesi ile sınırlı değil anlatmak istediğim. 2014 Türkiye’sinde enerji tercihlerinin ve onları uygulayış şekillerinin iktidar için temel bir disiplin mantığı ve aracı haline geldiğini gerçeğini daha fazla ciddiye almamız gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkeye dair çarpık ve yanlış ne varsa enerji üzerinden okunabilme, bu yanlışların enerji üzerinden kendilerini gerçekleştirebilme, hem de meşru bir kalkınma kisvesiyle gerçekleştirebilme, imkanı var.

Soma’nın Zeytinlikleri

Örneğin, Soma Yırca’daki Eylül ayından beri devam eden ve bu hafta zirveye ulaşan gelişmeleri, Kolin Grubuna ait termik santral projesi için binlerce zeytin ağacının kesilmesini, basit bir mekânsal ihtilaf olarak görebilir miyiz? 301 madencinin katliyle Soma ve çevresinin ucuz enerji uğruna mülksüzleşmesi, kendine yeten tarımdan koparılıp yarı-kölelik şartlarında proleterleştrilmesi arasındaki artık ilişki 10 yaşındaki çocuk tarafından bile anlaşıldı. Gerçek tüm çıplaklığı ile ortadayken, aynı bölgede aynı yöntemler pişkince ve tüm şiddeti ile uygulanmaya devam ediliyor; mülksüzleşmeye direnen köylüler paramiliter yöntemlerle darp ediliyor. Üstelik tüm bunlar 1930’lardan kalma olağanüstü savaş hukuku yöntemleri ile yapılıyor. Yırca köylülerinin karınlarını doyuran zeytinlikler enerji açığı gerekçesiyle acele kamulaştırılıyor ve hemen ardından Kolin grubunun hizmetine sunuluyor. Tekrar etmek lazım, özel mülk bir bedel karşılığı kamulaştırılıp bir başkasına satılıyor. Artık gündelik hale gelmiş bu yüzsüz yöntemi kamulaştırma değil, iktidar eliyle hızlandırılmış mülk transferi yada ağır çekim enerji hırsızlığı olarak anmak lazım. Tüm bu mülk transferinin meşruiyetini enerji açığı söyleminden aldığını iddia etmek için bilmem Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın “100-200 tane zeytin ağacı[nın] Türkiye’nin gelişmesine mani olmaması lazım” sözünü hatırlatmaya gerek var mı?

somadan-ardahana-turk-usulu-enerjokrasiye-dogru353afe56235db67466b6_Fotor

Ardahan’ın Kura’sı

ardahanda-hes-insaatinda-is-cinayeti9c52bcdeaa2c54e3c0eeYırca kadar ilgiye mazhar olamayan bir enerji haberi de Ardahan’dan geldi bu hafta. Son dönemde takibe değer tek mecra olan yerel gazetecilikten yansıyan haber başka bir rutinleşmiş felaketi, bir iş cinayetini anlatıyordu. Daha önce de bir önlenebilir iş kazasına sahne olan Çıldır yakınlarında Kura Nehri üzerinde inşa edilen Türkerler Enerji’ye ait baraj tipi Kayabeyi HES inşaatında Aytaç Demir adlı bir işçi silindir altında feci şekilde can verdi. İş arkadaşını öldürdüğünü fark eden silindirin şoförü kalp krizi geçirip hastanelik oldu.

Hiç bir ölüm basit, hiç bir iş kazası da rastlantı değil. Google’da basit bir “HES iş kazası” araması ile neredeyse tüm illere ait kaza haberi, görseli hatta video kaydına rastlamak mümkün. Daha ayrıntılı bir çalışma için İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) iş kollarına göre işçi cinayetleri sayfasına bakılabilir. HES cinayetlerini, tüm önlenebilir iş kazaları gibi, kar hırsı ve denetimsizliğe bağlamak mümkün. Ama bu iki faktörün ötesine geçen, enerji dolayımlı büyümü fetişi ile meşrulaşan bir inşaat ekonomi politiğinden de bahsetmek zorundayız. Enerjiye hücum hemen şimdi olmak, projeler yarından tezi yok gerçekleşmek, alınan fonlar bir an önce ödenmek zorunda. Bu trene hemen atlamak, hem yatırımcı hem de iktidar için, şart! Enerji’ye hücumun baş döndürücü hızını kanuna kitaba uydurmak için kaybedecek zaman yok; mümkün olan en kısa zamanda inşaat bitirilip izin mercileri ‘memleket için bunca yatırım yapılmış, artık elden ne gelir’ pozisyonuna düşürülüyor.

Ardahan haberi böylesi bir ayrıntıya da yer veriyor. Meğer Kayabeyi HES alışık olunduğu üzere alelacele ilerlemiş, inşaat başladıktan çok sonra mevzi imar iznine dair ayrıntı İl Genel Meclisi’nin önüne gelmiş. Küçük HES izinlerine direnebilen Meclis, bu büyük HES’in önünde duramayacağını anlayınca, şirketten bir türlü bitmek bilmeyen üniversite yurduna 100bin liralık bir bağış almış; kendince kamunun bir noktada kırılan onurunu başka bir noktada onarma yoluna gitmiş. Tüm bu büyüme çılgınlığının gerçek enerjisini işçi hayatlarından, zeytin ağaçlarından ve kaybolan yaşam alanlarından aldığını söylemek abartılı bir yorum sayılabilir mi sizce? Hiçbir zaman layıkıyla yakalayamadığımız halk idaresinden, enerji idaresine hızlı bir kayış içindeyiz ve tüm bu kayışı enerji fakiri olmamıza rağmen başarabiliyoruz. Türk usülü enerjokrasiye hoş geldiniz!
(SE)

kura-ırmağı_Fotor

Leave a Reply