Olağanüstü Hal’in Artvin’i: Maden Davasında Karar Gününe Nasıl Geldik?

19 Eylül Pazartesi Artvin mücadelesi için kritik bir karar günü. Bu yazı yayınlandıktan aklaşık 24 saat sonra Rize idare mahkemesi  Cengiz Holding’in Artvin’in Cerattepe mevkiinde kurmayı planladığı Bakır madeni projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan aldığı ‘OLUR’ anlamına gelen ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi) raporunu iptal edip edilmeyeceğine karar verecek. (Davada son durum için Doğu Eroğlu haberine BKZ) Daha doğrusu, çok büyük ihtimalle bir süre önce verilmiş olan karar 19 Eylül günü açıklanacak. Bu arada misal bu ve benziri bir yazıyı Artvin’de basıp çoğaltmak, basın kuruluşlarına okumak vs. yasak. OHAL’in en sert rüzgarı Artvin’de ediyor. Peki neden?

Screenshot 2016-09-18 04.19.43

19 Eylül Artvin için önemli bir gün, kritik bir dönüm noktası, mühim bir eşik, bir karar günü. Ama bu kaçıncı karar günü? Neredeyse 25 yıldır süren Artvin mücadelesinde bir çok kez kritik karar günleri oldu, ve bu günlerin bir çoğunu Artvin halkının birleşik iradesi kazandı. Artvin il merkezinin maden projesine feda edilmesi anlamına gelen Cerattepe projelerinde iktidarlar değişti, madenci şirketleri değişti, onların gizli ve açık sermayedarları değişti, mahkeme başkanları, bilirkişi heyetleri değişti, temelde hep aynı olan proje bile kozmetik değişiklikler geçirdi. Bu mücadelenin tek değişmeyeni Yeşil Artvin Derneği çevresinde örgütlenerek direnen Artvin halkı ve onun kararlılığı oldu. Üstelik bu mücadele yüzlerce sivil toplum kurumunun, ana akım çevre örgütlerinin, onlarca benim diyen sol siyasetin yapamadığını yaptı; ekoloji, çevre ve yerel mücadele alanlarında ülke hafızasına bir dizi çok kıymetli teorik ve pratik katkı sundu. (Bu katkılardan bazılarını Artvin Mücadelesini Konuşmamız İçin 10 Neden başlığı altında toplamaya çalışmıştım) (Artvin mücadelesinin katkılarına dair Umut Kocagöz’ün bir kaç gün önce yazdıklarına da bakmanızı tavsiye ederim)

Ancak darbe teşebbüsü ve sonrası gelişen siyasi iklim atında Artvin mücadelesinin de farklı bir dönemece girildiğini de kabul etmek ve bu dönemecin neye benzediğini tartışmak gerekiyor. Çünkü Artvin davası darbe teşebbüsünde akıtılan kanın meşruiyeti üzerinden (elbette o akan kana en ufak bir saygı duyulmaksınız) yeniden yazılmaya çalışılıyor. Bu çabayı hem Artvin’i göz ucuyla takip edenlerin, hem de darbe teşebbüssüne karşı duranların -aslında tüm Türkiye’nin- görmesi, tartışması gerekiyor. Bu amaçla Olağan Üstü Hal’in Artvin’ini, yani OHAL pusu altında Artvin davasının nasıl ‘halledilmek’ istendiğini, kronolojik bir sıraya sokrak aktarmaaya çalışacağım. Bakalım karar duruşması arifesinde neler olmuş, 19 Eylül öncesi kamuoyu nasıl hazırlanmaya ikna edilmeye çalışılmış, bu çalışma içinde hangi değerler kullanılmış… Tarihe not düşelim…. Öte yandan Artvin davasının genel parametrelerini merak edenleri ise buraya, ‘yahu ama proje değişmiş kapalı maden, teleferik diyorlar’ palavrasına aklı takılanları ise buraya çağırıyorum.

  1. Bu yılın Temmuz ayı içinde, darbe teşebbüsünden sadece günler sonra Danıştay Cengiz Holding’in Cerattepe projesi için aldığı ilk ÇED’in Rize İdare Mahkemesi tarafından iptalini onayladı. Böylece yerel mahkemenin ‘bu maden Artvin’e zarar vermeden yapılamaz’ iddiası üst mahkeme tarafından da vurgulanmış oldu. İkinci ÇED (yeni proje), ilk ÇED’den (ikinci proje) çok da farklı olmadığı (ve aslında olamayacağı) için bu nokta önemli. –> bu hikaye uzun ama bu iki ÇED neden farklı değil üzerine BKZ
  1. Başarısızlıkla sonuçlanan darbe teşebbüsü sonrası hükümet ilk şoku atlatması, karşı atağa geçip, Gülenci tasfiyesini sürdürmesine paralel olarak ‘fırsat bu fırsat siyaseti’ne de hız verdi. Kürt, sosyalistler, liberaller ve Atilla Taş’lar üzerine indirilmek istenen karşı-darbe, BAK imzacılarına ve EğitimSen öğretmenlere yönelik tasfiyeler bu bağlamda ve kraldan çok kralcı orta düzey memur-yönetici cinfikirliği şeklinde okunabilir.
  1. Kent ve ekoloji davaları ise darbe sonrası dönem ile olan bağı ‘fırsat bu fırsat siyaseti’nin bana kalırsa çok ötesinde. Belirsizliklerin had safhada olduğu, iktidarın gücü, güvenilirliği ve kredibilitesinin sınandığı bu dönemde, AKP kadrolarının en iyi bildiği inşaat-altyapı-yağma ekonomisi iktidarın sığınabileceği güvenli bir liman olarak (yine, yeni, yeniden) ortaya çıktı. Hatırlayanlar olacaktır; aslında bu ekonomik düzen Davutoğlu döneminde yalandan da olsa bir miktar (öz)eleştirilmiş, ufak da olsa değişim sinyalleri verilir gibi yapılmıştı. Önce Davutoğlu’nun yerine icraatçı(?) Binali Yıldırım’ın atanması, ardından da başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimi ardından artan risk hükümetin çok iyi bildiği düzene bir kaz daha geri dönmesine, hatta 4 elle sarılmasına neden oldu. Dolayısıyla iktidar bloğundaki “başka bir ekonomik büyüme mümkün olur mu acep?” şeklindeki kısık sesli tartışmalar hızla sönümlendirildi. “Biz iyiyiz, bize güvenin!” mesajı, içeride ve dışarıda rant ekonomisinin tekerleri hızla döndürülmek suretiyle verilecekti.
  1. İktidarın darbe teşebbüsü ile yıpranan kredibilitesini geri kazanmak için oynayıp oynayabileceği az sayıdaki karttan biri olan rant ekonomisinde vites büyütmenin ilk sinyalleri yurttaş davaları ile mahkemelerden dönen ÇED süreçlerinin önündeki engellerin aşılması gerektiğine dair verilen mesajlar oldu. Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki OHAL boyunca ÇED süreçlerinin kolaylaşacağına dair bir sürü demeç ile birlikte yatırımcılara güvence verdi.

  1. Yine aynı darbe sonrası politik-ekonomik yönelimin devamı olarak torba yasa içinde yer alan 80. madde ve Varlık Fonu değişiklikleri onaylandı. Bu yasal değişiklikler darbe sonrası dönemi KHK’lar, tasfiyeler ve Kürt belediyelere kayyımlar birlikte en belirleyici değişiklikleri oldu. (varlık fonu üzerine Çiğdem Toker makalesi)Screenshot 2016-09-18 03.29.06
  1. Üçüncü köprü açılışı Yenikapı mitinginin ardından yurtiçi ve dışı kamuoyuna ‘iktidarın yıkılmadım ayaktayım’ diyebildiği ikinci vesile oldu. İktidarın rant ekonomisi ile simbiyotik bağı bir kez daha tescillendi.
  1. Ağustos ayı sonundan itibaren Artvin mücadelesi özelinde iktidar yayın organlarında müthiş bir karşı kampanya başlatıldı. Artvin, neredeyse, ‘rant ekonomimiz darbeden etkilenmedi, yerli yerinde dostlar!’ diyebilmek için model ihtilaf seçildi.
  1. İlk önce Sabah gazetesi kırk yıllık ‘Alman vakıflarından beslenen çevre hareketi’ yalanını kullanıma koydu. Hablemitoğlu’nun Bergama mücadelesini -maalesed- karalamak için ürettiği, pek çok da tüketici bulan bu yalan argümanın AKP çizgisi tarafından benimsenip tam da bu dönemde farklı bir markette pazarlanabilmesinin altını çizmek gerekiyor.

    Screenshot 2016-09-18 03.32.44

    çıkamadı…

  1. Sabah’ın açtığı yolda birkaç gün içinde önce Yeni Akit sonra Güneş ilerledi. Hiçbir belge ve kanıta yer verilmeden yapılan bu haberlerin asıl amacı Artvin mücadelesini gayrı meşrulaştırmak; kamuoyu ve mahkeme heyeti üzerinde dolaylı olarak baskı kurmaktı.

    Screenshot 2016-09-18 03.34.11

    gelmedi…

  1. Sabah gazetesinde aynı günler ısmarlama Cerattepe Maden projesi infomercial’ı yapıldı. Cengiz Holding PR broşürlerinden fırlamış bu copy-paste haber, iktidar medyasının meseleye ne kadar angaje olduğunun ispatı olarak da okunabilir.

    Screenshot 2016-09-18 03.34.25

    Cerattepe’de maden 25 yıldır kapalı çıkartılmak isteniyor zaten…

  1. Bu haberleri takip eden hafta sonunda (27 Ağustos) Trabzon’da, Trabzon valisinin himayesinde bir ‘Madenlerin Ekonomiye Katkısı’ paneli yapıldı. Bayram değil, seyran değil madenci bizi niye öpsün kabilinden alelacele düzenlenen ve ısmarlama olduğu izlenimi veren bu toplantıdan aklan kalan Trabzon Valisi Yücel Yavuz’un doğrudan Cerattepe ihtilafına yönelik açıklamaları oldu. Vali Bakır madenine itiraz edenlerin kafalarını kopartmak ile tehdit etti. BKZScreenshot 2016-09-18 03.40.53
    1. Ancak Vali’nin söylediği daha ilginç şeyler de vardı. Ona göre Artvin Cerattepe’deki maden davası 15 Temmuz sonrası inşa edilen milli mutabakatın bir parçasıydı, belli ki tam da bu yüzden madene itiraz, milli mutabakata itiraz anlamı taşıyordu.

  1. Artvin mücadelesi karalaması kampanyasında rakiplerinden(!) geride kalan Yeni Şafak 14 Eylül’de Artvin’de ABD büyükelçisi provokasyonu balonunu patlatıyor. Almanya ve Merkel yetmemiş, Yeni Şafak ABD büyükelçisini yardımına çağırmış… BKZ
  1. Karar duruşmasından iki gece önce Artvin’de miting, yürüyüş ve basın açıklaması gibi etkinlikler Artvin Valiliği tarafından tam 1 ay süreyle yasaklanıyor. BKZScreenshot 2016-09-18 04.04.56
    1. Son olarak bugün, karar duruşmasından bir gün önce, duruşmanın yapılacağı Artvin’e komşu Rize’de Artvinlileri hedef alan imzasız tehdit bildirileri yayınlanıyor. Bu metin nerede hangi kamu görevlilerinin himayesi altında yazılmıştır sorusunun cevabını okuyuculara bırakmakta fayda var.

****

Tüm bu gelişmeleinr birbirinden tamamen bağımsız okunamayacağı bilecek kadar tecrübeli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Hükümet ve devlet (sani bunlar aynı olmuştu, değil mi?) her zaman kusursuz planlar kuramasa da, ona bağlı aparatların ve ona yedeklenmek isteyenlerin ne yönde düşünmesi ve davranması mesajını verme konusunda -kabul edilim ki- oldukça mahirdir. Artvin davası kararı öncesi bu mesajların yerlerine ulaşmış olduğunu kabul etmek zorundayız; yarın Artvin ve yaşam alanı mücadelesi verenler için çok güzel bir gün olmayabilir. Ancak umutlu olmak için bir çok sebep de var. İlk söylenmesi gereken tahmin ve öngörü konusunda sosyal bilimcilerin çok sık çuvallaması. Umarım yine öyle olur ve ben yanılırım.

Ancak bu yazı kötümser bir yazı değil, olmamalı. Amacım kötü şeyler olacak sinikliğinde boulmak değil (bunu hergün benden çok daha iyi yapacak kalemler var). Bir dönemeç karanlık olmakla birlikte birçok gizeme de ışık tutacakmış gibi görünüyor. İlk gizem, OHAL sonrası bilmem kaçıncı kez dizayn edilen yargı erkinin durumu. Artvin davası hem bu erki son halini, hem de milli mutabakat denilen ve hiç de yeni olmayan hikayenin sınırlarını görmemizi sağlayacaktır. İkinci gizem biri ekoloji ve çevre mücadelelerinde hukuğun rolü ve sınırları. Sıkça tartışılan bu alanda hukukçuluk ile hukuk reddiyesi arasında bir çizgi var mı birlikte göreceğiz. Üçüncü gizem, Artvin mücadelesinin kendine yaratacağı yeni imkanlar. Hukuki yollar daralırken, basın açıklamasına dahi izin verilmeyen bir ortamda Artvin halkı kendini ifade etmek ve yaşımını savunmak için yaratıcı imkanlar elbette bulacaktır. Son gizem ise darbe teşebbüsüne faal olarak karşı çıkan, darbe gecesi hayatını kaybeden canların acısını derinlerinde hiseden bir kısmı islamcı, bir kısmı bağımsız ve/veya siyasetsiz, bir kismi muhalif grup ve bireylerin kendi adlarına, kendi davalarının meşruiyet şemsiyesi altında sürdürülen kirli oyunlar karşısında nasıl bir pozisyon alacağı meselesi. Bu insanlar kendi dertlerinin, 275 canın anısının böyle ucuzca pazara çıkartılmasını hazmetmeye devam edecekler mi? Bunu görüyoruz, göreceğiz…

Bir kaç kelam da Artvin davasının gayri-meşrulaştırma çabasına canhıraş destek verenlere. Evet, siyasi hafızası 15 Temmuz’dan, 17-25 Aralık’tan, 31 Mayıs 2013’ten, hadi oldu oldu 2 Kasım 2002’den geriye gidemeyenlere bir kez daha hatırlatmak gerekiyor: Bu ülkede yağma tarihi çok şükür! iktidarınızın ömrü ile sınırlı değil. Şaşacaksınız ama ne bu dünya sizin etrafınızda dönüyor, ne de yağma düzenini ilk keşfeden sizlersiniz. Artvin maden karşıtı mücadelesi bu iktidardan önce de vardı, görünen o ki, sonra da var olacak. Bu mücadelesinin iktidarınızın acizliğini, kokuşmuşluğunu açığa çıkartıyor olmasının müsabbibi Artvinliler değil, sizlersiniz. Artvin’in karşınızda böylesine bulmanızın nedeni varlığınızı, iktidarınızı, sermayenizi, siyasetin finansmanını yağma ekonomisine dayandırmanızdır.

Aslında şunu çok iyi biliyoruz. ‘Cerattepe’de maden varsa Artvin yok’ madalyonun ters yüzü ”Cerattepe’de maden yoksa iktidar yoktur’dur. Bu önermelerden ilki doğanın bir dayatması ise ikincinde doğal olan hiç bir şey yoktur, siyasal iktidarın politik-ekonomik tercihlerinin gelip tıkandığı bir noktadır.

Sinan Erensü

Screenshot 2016-09-18 04.17.29

Leave a Reply