1988’in Doğu Karadeniz’i

Barış Manço Eşliğinde Çeyrek Asır Öncesinin Artvin, Rize ve Trabzon’u

Sosyal medyanın yaygınlaşmasının ve tüm yaş gruplarının bu mecraları kolayca kullanmaya başlamasının bir neticesi de eski fotoğraf ve videoların tozlu raflardan kalkıp arzı endam etmesi oldu. Kolaylıkla çöp kutusunu boylayabilecek malzemeler sosyal medya sayesinde like, fav, RT ve saygınlık olarak ilgilenenine geri dönüyor. Bu eski görseller kimisi özel koleksiyonerlere, ciddi bir çoğunluğu da kişisel arvişlere dayansa da videoların kaliteli kurgulanmış olanları kaçınılmaz olarak yerli ve yabancı ajanslar ve televizyon arşivlerinden çıkma. Bunlardan en önemlilerinden British Pathe arvişi yakın zaman önce tüm internet kullanıcılarının erişimine açıldı. TRT’nin de benzer bir çalışma içinde olduğunu biliyor ve görsel arşivinin tamamının kazara bir yangına veya sele kurban verilmeden hepimizin erişimine açılmasını dört gözle bekliyorum.

İnternet ve sosyal medya vesilesi ile düzensiz olarak da olsa geniş kitlelerin kullanımına açılan geçmiş zaman olur ki görsellerinin ezici bir çoğunluğu İstanbul ile ilgili. Bu büyük ölçüde kaçınılmaz; ülkenin beşte biri bu şehirde yaşadı, yaşıyor ve hemen herkes bir köşesinin bugünkü halinden haberdar. Üstelik, 1900’lerin başından yakın bir zamana kadar ülke içinde çekilen görüntülerin büyük çoğunluğunun İstanbul’a ait olduğunu da tahmin edebiliriz.

Bu görselleri kıymetli kılan tek şey onların sunduğu nostaljik heyecan değil elbet. Mekana müdahalenin (emlak, altyapı, enerji, mega proje) en önemli ekonomik faaliyet olduğu bugünlerde eski İstanbul fotoğrafları kentsel hafızamıza ve mekanın toplumsal tarihine ışık tutuyor. Eski görselller artık kuru geçmişe özlem muhabbetlerininn yanısıra mekanın toplumsal ve ekonomik dönüşümüne dair ağdalı tartışmalarının da önünü açıyor.

Ancak coğrafyası, yolları, parkları, okulları tek değişen İstanbul değil. Tüm ülke hızlı bir mekansal değişimden nasibini alıyor. Google Earth’ün kısa tarihçesini düşündüğümüzde İstanbul, Ankara, İzmir dışı coğrafyalarda görsel öncesi-sonrası imkanımız çok sınırlı. Barış Manço’nun 1988’de (Adam Olacak Çoçuk’un da bir parçası olduğu) 7’den 77’ye programına dahil ettiği Dere Tepe Türkiye bölümü ülkedeki mekansal değişimin metropoller dışı yansımalarının izini sürmemize yardımcı oluyor. Gezi programı türünün Türk televizyonlarındaki ilk örneklerinden olan Dere Tepe Türkiye arşivi (sanırım tamamı olmazsa da bir bölümü) barismancotv kullanıcısı vesilesi ile Youtube’da erişilebilir durumda. Manço Dere Tepe Türkiye’nin ilk sezonunu Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun bir kısmına ayırmış. Artvin, Trabzon ve Rize yolculukları 5 ayrı programa yayılıyor. Her biri 15 ile 17 dakika arası bu görseller kısa olsalar da bol miktarda dış çekim barındırıyor ve bölgenin değişen ve dönüşen mekansal ilişkilerine dair önemli ipuçları sunuyor. Videolar 3 yıl önce internete konulmuş; ancak çok fazla tıklanmamışlar (izlenme sayıları 9bin ile 30bin arasında değişiyor). Bu vesile ile Manço’nun doğu Karadeniz seferini bir araya getirip kimi çarpıcı bulduğum notlar eşliğinde burada paylaşmak istedim.

ARTVİN

  • Barış Manço Dere Tepe Türkiye programına 1988’de (sanırım Eylül sonu gibi) Sarp Sınır Kapısı’ndan başlıyor. Sovyetler Birliği çökmeden birkaç yıl önce, 1935’te kapanan Sarp Sınır Kapısı’nın tekrar açılmasından sadece birkaç ay sonra bir gezi programına Sarp’tan başlamak oldukça manidar elbette. Kapının kapalı olduğu yıllarda bölgede çekim yapmanın çok zor olabileceğini düşünebiliriz. Sovyetler’in içinde bulunduğu açılım-değişim durumu, kapının açılması Barış Manço ve ekibinin tercihlerini belirlemişe benziyor.
  • Program Sarp Sınır Kapısı’nın bugünkü yoğunluğunu bilenler için şok edici olsa gerek. O daracık alanda bugünkü yapılaşmadan, insan ve taşıt (tır) trafiğinden eser yok. Gümrük binaları yok, sıra yok, beklemek yok, sınırı geçen yok, minibüs ve taksiler yok, sınırdaki cami yok…
  • O yok bu yok ama sınır dibinde bir tane okul var. Barış Manço’nun ziyaret ettiği bu okul benim bildiğim kadarıyla bugün hizmet dışı. Sarp’taki okulun kapatıldığını ve taşımalı eğitime geçildiğini biliyorum.
  • Hopa-Sarp arası yine yol inşaatı, yine yol inşaatı… Ancak bu inşaat Karadeniz Otoyolu’ndan çok önceki, kapı kapalı iken az kullanılan, Hopa-Kemalpaşa-Sarp bağlantısı olsa gerek.
  • Barış Manço’nun Hopa ve Arhavi’de atmaca sevdasını konu edinmesi ne kadar anlamlı ise ‘kuş sevgisi atalarımızdan kalmış’ muhabbeti esnasında Lazlık mevzusunun ve Lazca’nın (elbette) hiç gündeme gelmemiş olması da not edilmeye değer.
  • Görüntülerde Hopa-Artvin yolunun geçmişinden kesitler görmek çok keyifli. Barış Manço yakın zamanda kullanılmamaya başlayacak olan Cankurtaran geçidinde pozlar veriyor.
  • Programın zirvesi elbette Çoruh Nehri… Barış Manço’nun üzerinden geçtiği asma köprüden bugün eser yok. Benim bildiğim Çoruh üstünde hayatta kalan tek asma köprü Borçka içinde olan. O da bakımsız olduğundan sık sık geçişlere kapatılıyor diye biliyorum. Bugün Artvin ile Muratlı arasında Çoruh’un aktığını görebileceğimiz pek fazla nokta kalmamış durumda. Muratlı, Borçka ve Deriner barajları yüzünden Çoruh’tan bahsederken nehir değil göl tanımını kullanmamız lazım. Görüntülerde ise Çoruh tüm heybeti ile karşımıza çıkıyor.
  • Artvin merkeze ait görüntüler de oldukça çekici. İlde çok sayıda ahşap ağırlıklı cumbalı ev gözümüze çarpıyor. Şimdi bunların çoğunun yerinde yeller esiyor. Barış Manço’nun Artvin’in coğrafi yapısından ve Mecburiyet Caddesi‘nden adını vererek bahsetmesi de çok iyi olmuş.

RİZE

  • Barış Manço’nun Rize programına Yomra ve Araklı’dan geçerek başlaması ve İkizdere Vadisi’ni tamamen boş geçmesi bana biraz garip geldi. Ama Barış Manço zaten tüm Rize ziyaretini sahil boyunda gerçekleştirmiş. Esas sorun da burada. Gönül ister ki bir iki yaylaya çıksın; Hemşin yada Çamlıhemşin diyarlarına uğrasın. Zaman ve ulaşım sıkıntısından olacak ki Rize vadileri es geçilmiş.
  • Rize’nin vadilerini atlamak büyük bir hata olsa da program en azından bize bol bol eski sahil yolu ve şeridi fotoğrafı veriyor. Tek gidiş, tek geliş… Yollar bakımsız… Ancak Doğu Karadeniz’de sahil diye birşey de varmış, onu görebiliyoruz.
  • Köydeki ineğini apartmanına getiren Rizeli hikayesi ilginç ancak aslında Türkiye’nin her yanında bir noktada görülmüş bir hikaye. Yine de köylerin boşalmasının tarihçesine ve derinliğine dair güzel bir anektod.
  • Atma türkü muhabbeti ise Rize programının zirvesi… Kemençeyi Giresun’da (ve Trabzon’da) değil Rize’de gündeme alması birçoklarını üzmüştür eminim ama muhabbet yeme de yanında yat cinsinden olmuş..

TRABZON

  • Dere Tepe Türkiye en geniş zamanı Trabzon’a ayırmış. Trabzon ile ilgili 3 ayrı program var; bunlar Youtube’da Trabzon, Zigana ve Karadeniz başlıkları ile sunulmuş. Bunlardan ilkine burada yer veremiyorum çünkü kullanıcı Trabzon videosunun başka sitelerde kullanımını engellemiş. Videoya şu adresten ulaşabilirsiniz. Trabzon’un Boztepe’den çekilen görüntüleri çok etkileyici olmasa da, Barış Manço’nun şehrin içinde attığı uzun turlar tüm Trabzonlular ve şehri bilenler için gerçekten arşiv niteliğinde.
  • Programın sonunda Barış Manço Trabzon’un trafiğinin ve trafik işaretlerinin ne kadar düzenli olduğunu söylüyor; bu eminim bugün bir çok Trabzonluyu kahkahalara boğmuştur.
  • Trabzon programı Barış Manço’nun o dönem Trabzonspor’da kaleci olan Şenol Güneş röportajı ile son buluyor. Trabzon’da futbolun yeri ve Güneş’in ilerleyen yıllarda elde ettiği başarılar düşünüldüğünde ne kadar yerinde bir röportaj olduğunu düşünebiliriz.

  • Barış Manço bir programının tamamını dönemin büyük alt yapı projelerinden Zigana Geçidi’ne ayırmış. 1988’de tünel bitmek üzere, Manço tünel çalışanları ile muhabbet ediyor ve tam da bitmemiş bir tünelde bir tur atıyor. Zigana Geçidi’nin 25 yıl sonra bugünlerde yeni bir tünel ile yenilenmek üzere olduğunu not edelim.
  • Barış Manço Zigana’nın ardından yolüstünde olma özelliği Zigana’nın yeni rotası ile sekteye uğrayan Hamsiköy’e uğruyor. Açılan yollar ve kapanan ilişkiler… Hamsiköy sütlacı hala çok ünlü ama onu yemek için pek az kişi Hamsiköy’e gidiyor.

  • Trabzon’a ilişkin bu son bölümde Barış Manço Doğu Karadeniz’den Batı Karadeniz’e doğru geçtiğini iddia ediyor ancak bırakın batıyı, Trabzon’un batısına bile geçemiyor; Akçaabat ve Vakfıkebir’de uzun uzun zaman geçiriyor.
  • Benim için bu bölümü çekici kılan Akçaabat Orta Mahalle’nin evleri… Akçaabat’ı çok iyi bilmesem de şu an buna benzer bir yapı stoğunun ilçede olmadığını, bu güzel evlerin de büyük oranda çok katlı yapılaşmaya terk edildiğini, Akçaabat’ın bu manada Trabzonlaştığını söylemek mümkün.

25 yıl öncesinden gelen bu görüntüler için daha diyecek muhakkak çok şey var… Bölgeyi benden daha uzun süredir, benden çok daha iyi bilenler… Yorum kısmı ne için var? (SE)

Leave a Reply